Korkunun Krallığı

Hayatımı bu surat ifadesiyle yaşıyorum doktor. En sevdiğim surat ifadesi. Literatürde poker face deniyor. Gözlerimdeki boşluğu da çıkarsan, geriye bir duvar kalıyor; aşılması güç fakat imkansız olmayan bir duvar. Gölgem bazen arkamdan yürüyor; ışığın gövdeme tam karşımdan vurduğu zamanlar. Bazen de sadece kuzey batımdan yürüyor; ışığın gövdeme kuzey batımın çaprazından vurduğu zamanlar. Işık bile vuruyor gövdeme doktor; ışık gövdeme vuruyor ve yere seriyor suretimi. Bir gün ilk okul dördüncü sınıftayım. Yaşım on. Sınıf başkanı yardımcısıyım çünkü ilk üç sınıfta kadın olan öğretmenim artık yok ve yeni öğretmenim erkek. İlk üç yılki öğretmenim sapsarışın bir Yugoslav idi; adı Albina Gorişek. Okuma yazmayı ilk söken çocuk olduğumdan beni gözdesi ilan etmiş, ilk kitap hediyesini de bana vermişti; kitabın adı Uyuyan Güzel. Yardımcım olarak da Mehmet’i atamıştı çünkü o da ikinci sıradaydı okuma yazmayı sökenler arasında. Ben Mehmet’i ilk gördüğüm anda aşık olmuştum O’na ama bu ayrı bir konu. Sonraları adının liyakat sistemi olduğunu öğrendiğim olgu ile tanıştığımda yedi yaşımdaydım yani fakat bu da ayrı konu. Yeni öğretmenimiz Hayat Bilgisi kitabımı da alıp tahtaya kalkmamı istedi; günün konusunu tahtanın önünde okuyacaktım, tüm sınıf beni dinleyecekti ve böylece dersimizi işlemiş olacaktık. Mevsim kış idi, sınıfın odun sobası yanmakta olduğundan ortam sıcaktı. Tahtaya çıktım ve dersimizin konusunu okumaya başladım. Başlamamla birlikte, sebebini şimdi hatırlayamadığım bir şekilde gülmeye başladım. Deli gibi gülüyor, gülmemi bir türlü durduramıyordum. Sobadaki odunlar çıtır çıtır yanıyor, ben kahkahalarla gülüyordum yaşımın on olduğu bir dönemde. Sınıfta benden başka gülen yoktu, çünkü neden güldüğümü ben bile bilmiyordum. Kara tahtanın ve tüm sınıfın önünde, elimde Hayat Bilgisi kitabıyla beş, altı dakika aralıksız güldüm. Birinin müdahale etmesi gerekiyordu bu deliliği durdurmak için. Aşık olduğum sınıf başkanıyla aynı ada sahip öğretmenim meseleyi çözmek istedi ve şöyle dedi: “Şimdi sana öyle bir tokat atarım ki bir daha gülemezsin!” Ben biraz daha güldüm çünkü muhtemelen bir çeşit sinir krizi geçirmiştim, belki de ortada gülünecek hiçbir şey yoktu aslında. Gülmemi durdurmanın yollarını ararken minik beynimle, ilk okul üçüncü sınıftayken öğrenmeye direnen Ayşegül’ün başına gelenleri anımsamış olmalıyım ki, kahkaham başladığı gibi kesildi küt diye. Ayşegül sanki yemin etmişti kendisine öğretilmeye çalışılan hiçbir şeyi öğrenmemeye ve bu konudaki uygulaması da çok istikrarlıydı. Tam bir protest şahsiyetti kendisi bu bakımdan. Çok sevdiğim Albina öğretmenim de delirdi sonunda birgün ve Ayşegül’ü bir kolundan yakalayıp dairesel olarak döndürerek dövmeye başladı. Sanki Ayşegül kaçıyordu da Albina öğretmen onu kovalıyordu. Ama kızın bir kolu Albina’nın elinde olduğundan kaçışı dairesel yönde oluyordu. Uzaktan izleyen biri vals yaptıklarını sanabilirdi fakat yapmıyorlardı; Ayşegül feci şekilde dövülüyordu. Albina’yı ilk kez böyle görüyordum, izlediğim manzara dehşet vericiydi. Dokuz yaşımdayken sınıfta izlediğim bu olayın nasıl sonlandığını, Albina’nın Ayşegül’ü dövmeyi nasıl bıraktığını hatırlamıyorum. Büyük ihtimalle şoka girmişimdir ve sonu sise bürünmüştür o an; bir çeşit baygınlık hali ama bayılmaksızın. Ayşegül’ün burnu kanadığı için bırakmış olabilir öğretmen kızı dövmeyi. Burnu kanayan ben miydim yoksa iki yıl boyunca, emin değilim. Mehmet öğretmenim tarafından yeniden sınıf başkanı ilan edildiğim beşinci sınıftan orta okul birinci sınıfın sonlarına kadar her gün birkaç kere burnum kanadı. Ayşegül dövüldükçe burnum kanadı benim. Meğer dövüldüğü sırada kızcağız, benim burun damarlarımdan biri çatlamış. Her nefes alışımda kanamaya niyetlenmiş çatlak burun damarım fakat zaten çelimsiz olduğumdan acıyıp birkaç nefeste kanamayı seçmiş çok şükür. Her nefeste kanasaymış burnum, boyum yüz altmış santimi bile bulmazmış yani doktor. Kahkaham birden kesildi kara tahtanın, Ayşegül’ün ve aşık olduğum yardımcım Mehmet’in önünde ve burnum kanamaya başladı beşinci sınıfın Türkçe dersinde. -Evet yeniden yardımcım oldu Mehmet beşinci sınıfta, çünkü liyakat sistemi yeniden devreye girdi.- Kitabın sayfaları damla damla kan oldu. Türkçe kitabımın sayfaları kırmızı çiçekler açtı Mehmet öğretmen daha vurmamıştı bile bana, dövülen Ayşegül’dü ta üçüncü sınıfta. Ayşegül’ün yediği dayağı hatırlamak, dördüncü sınıfta girdiğim kahkaha krizini bıçak gibi kesti, beşinci sınıfın Türkçe dersinde burnumu kanatmaya başladı. Ayşegül kendisine öğretilenleri reddetmeyi sürdürmesine rağmen bir şekilde mezun oldu ilk okuldan. Mezun olur olmaz da nişanlanıp evlendi. Albina öğretmen emekli oldu. Mehmet öğretmen hakkında bilgim yok. Aşık olduğum Mehmet de evlendi tabi. Ben ise dördüncü sınıfta girdiğim kahkaha krizine kaldığım yerden devam ediyorum hiç gülmeden, poker suratımla ve içimden. Büyülü gerçekçiliği seviyor, korkunun krallığını reddediyorum.

Albina Gorişek’e sonsuz sevgim ve saygımla…

Bu yazı ilk olarak Çevrimdışı Fanzin’de yayımlanmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s