OĞUZ ATAY’IN GÜNLÜK’ÜNDEN BİR BÖLÜM-SEN ÇOK YAŞA OĞUZ ATAY

“30 Ocak 1976

Bir hafta sonra İngiltere’ye gideceğiz galiba. Bir yıl önce gitmiştik(22 Şubat 1975) son olarak. 7 Kasım’dan beri yani 2,5 ay kapalı okul. Hiç olmazsa düşünebilseydim. Günlük sıkıntı ve öfkelerle geçiyor hayat. Otomobilin tamiri, para hesabı, neden yazdıklarımı anlamıyorlar, neden çevrede kimse yok v.s. Belki de anlaşılacak, önemsenecek bir şey yazmadım, yapmadım. Sadece yazı hayatı denilen çamura bulaştım, yeni öfkeler edindim o kadar. Beni akıl yazarı bulanlar var, öyle olsaydım hep yazacak bir şeyler bulurdum. Oyunlar seyrediyorum, kitaplara göz atıyorum-bizim yazarların kitapları. Böyle şeyler yapabilirim gibi geliyor. Bir düşün, bir konu-karakterler filan. Böylesi içimden gelmiyor. Sıradan biri olarak yazarlığı sürdürmek mümkün. İstemiyorum. Şu Türkiye’nin ruhu için yapacak ne kadar çok işim var. Eski yazı öğrenmek bile var. Gecekondu araştırması için Turan söz verdi. Sonra İsmet Sungurbey… Günlerimi her kitaptan 5-10 sayfa okuyarak geçiriyorum. Sinemaya bile gitmiyorum. Televizyonda İnsan Avcısı, Doktorlar, Üç Silahşörler, Tatlı Sert, Dolu Dizgin… Haberler. Birkaç syfa okuyunca kafam karışıyor. Oysa-sanki- okuyabildiğim zamanlar, eskisine oranla sanki daha iyi bir şeyler sezebiliyorum. Sürekli gücüm yok. Eski yazdıklarımı okuyorum. Çok içten, nasıl bu sürekli duyarlığı becermişim, hayret ediyorum, fakat acemice ve düzensiz buluyorum. Şimdiki aklımla daha iyisini yazardım gibi geliyor. Ama piyes olmadı işte, dün Avşin tekrar diyordu. Bu bakımdan, kendimi aşabilecek bir sarsıntıdan yoksunum. En kötü tarafım da okurken ya da düşünürken bir kenara yazmıyorum. İnsanın geliştiği filan yok. Yalnız kusurlarına alışıyor, o kadar. Sonra genel olarak da edebiyatı değerlendiremiyorum galiba. Elias Canetti, Jean Rhys, Jacob Lind, Paul Bailey, John Fowles filan kimseyi ilgilendirmiyor. Akademik isimler ve akademik önemler var. Yalnızlığım burada da belli oluyor. Cevat Tutuyor John Barth, Kingsley Amis filan diyor. Rhys mesela onu hiç ilgilendirmiyor. Bizim yazarlar da içimi eziyor. Bir yazmış, yürekler acısı. Mantık ve köy romanı karışmış. Yılın en iyi bilmem nesi diyorlar. Bir Halit(Halit Ziya U.) var belirli konularda konuşulabilen. Ona da bazı şeylerin mesela Finnegans Wake’in(James Joyce’un son romanı, bilinç akışı tekniği ile yazılmış) öneminin anlatılması mümkün değil. Çünkü bazı insanlara sezgiler, matematik kesinlikle söylenmedikçe iletilmesi mümkün değil. Ben de bu konuda çok yetersizim. Yazınca biraz oluyor da konuşunca hiç olmuyor. Bir de polis hafiyeleri var karısı gibi. Şimdi Türkiye’nin Ruhu’nu yazsam(ah nerde!) çaktım F. W.’den hemen. Ahmaklar her ülkede var-yani her ülkenin edebiyatını bilenler arasında var. Yabancı kitapları kapışıyorlar. Benden haberleri bile yok. Ben de sözüm ona, bu adamlardan kurulu bir okuyucu kalabalığı bekliyorum. Çok aptallık.Conrad(Joseph Conrad) (ya da James-Henry James) hiçbir şey demiyordur onlara. Bütün bunları bildikten sonra ve anlatamadıktan sonra, yazmanın ne önemi var? Tatsız bir mücadele. Düşman bile yok. Herkese de karşı olamazsın ya. Olunmuyor. Konur(Konur Ertop) benden Türk Romanının Sorunu gibi bir şey sormuş. Türk Romanının Sorunu kişiliktir. İnsanımızın kişilik kazanma savaşının önemini henüz kavramamış olmasıdır. Kendisiyle hesaplaşma diye bir kavramın varlığından habersiz oluşundandır. Bunun için romanımız düzmecedir. Diyalektik gibi gerçekten büyük kavramların gerisine sığınan cüceler ordusu oluşundandır.Köylünün sefil yaşayışı olgusu büyük roman yazmayı gerektirmez. Buna benzer sözler söyleyenlerin de aslında sözlerinin anlamını kavramamalrı  da daha acıklı bir durumdur. Halka büyük doğrular adına yalan söylemekten kurtulamamaktır sorunlardan biri. Kültürsüzlüktür. Ve en önemlisi ne kendini ne gerçeği sezememektir. Sezgisizliktir. Duyarsızlıktır. Kültür kopukluğudur. Kendilerinden yirmi yıl önce yaşamış bir romancıdan yirmi yıl ilerde olduğunu düşünme yanılgısıdır. Kötü romanları, büyük sözlerle yutturacağını sanma yanılgısıdır. Bir iki toplumsal gerçeği bir yerden duyan insanın başka şeyleri duyamamasından ileri gelen bir cahillik coşkunluğudur. Bir edebiyat çetesine yaslanmanın verdiği rahatlıkla yıllar boyunca bir arpa boyu ilerleyememenin zavallılığıdır. Derinlikten, derinliğe ilerlemekten korkmanın böcekçe korkusudur. Havuz edebiyatıdır. Yüzeyde çırpınmanın verdiği korkunun edebiyat heyecanı sanılmasıdır, böcek yanılgısıdır. Öyle bir çıkmazdır ki düzenden yana olanın da, düzene karşı olanın da aynı sularda çırpınmasıdır. Haksız olana karşı çıkanın da haksız olduğu bir ortamdır. Bunları yazmanın da bir yararı yoktur aslında. Kişilik kazanmamış bir yarı aydınlar ortamında kimsenin yarım yamalak düşünce ve duygu ‘müktesebatı’nı irdelemeye, kendi edinimleriyle hesaplaşmaya niyeti yoktur çünkü. Herkes kendinden o kadar memnundur ki, bütün endişesi esnaflığını nasıl sürdürebileceğidir, dükkanda mallar eksik olmasın, reklam da iyi yapılsın yeter. Bu mal, köylünün sefaleti, işçinin direnmesi, ya da küçük burjuva aydının bunalımı olabilir farketmez. Esnaf ve tezgahtar için bütün mallar satılabildiği ölçüde makbuldur. Köy romanı piyasasında durgunluk mu var, biz de şehire taşınırız olur biter. Esnaf için, yani mal üretmeyen için, yani acıyı sevinci duyarlığı, insan derinliğini yaşamayan için hepsi birdir. Esnaf için bu sözlerin sarsıcı bir etkisinin olacağını sanmıyorum. Ancak henüz çetelerin şartlamadığı gençler varsa, yaşı ne olursa olsun, kafası yüreği genç kalmış olanlar varsa belki bu sorunlar üzerinde düşünür diye umuyorum. Belki henüz gerçekleri okuyarak düşünerek kendi bilinci ile sezecek insanlar vardır bu ülkede. Belki-bir dostumun dediği gibi- kitabı karşısına alıp, araya hiçbir bezirgan sokmadan, kitapla tek başına hesaplaşacak insanlar vardır. Sahte eleştirmenlerin koltuk değneklerine dayanarak yürüyenlerin, edebiyat reklam ajanslarının gürültüsüne kapılarak şartlananların dışında kalanların varlığına inanmak istediğim için yazıyorum bunları. Belki-Kemal Tahir’in dediği gibi- günde 24 saat romancı olmanın gereğini duyanlar ya da duyacak olanlar vardır. Halit Ziya’nın, Tanpınar’ın(hatta Peyami Safa’nın) roman diye bir gerçeği birçok gürültücüden daha çok hissettiğim, Kemal Tahir’in çok başka yoldan aynı gerçeği yaşattığını, daha doğrusu nasıl yaşattığı üzerinde düşünecek ‘meçhul asker’lerin varlığına inanarak yazabilir insan ancak. Bu da Kemal Tahir’in dediği gibi kültür işidir, yani sadece bazı şeyleri bilmek değil, yeni deyimiyle özümsemek işidir. Yani çok fırın ekmek işidir. Küçük kafa ve beden yaşantılarıyla büyük fırtınalar koparılamayacağını sezmektir. Romanın bir ömür tüketmek işi olduğunu kavramaktır. Şu ya da bu formüle yaslanmak işi değildir. Köyden şehire, şehirden köye taşınmak işi değildir. Bu işi dert edinmektir; ama hangi malı piyasaya sürersem daha iyi iş yaparım diye dertlenmek değildir. Joseph Conrad’ın dediği gibi “her satırında haklı çıkmak” gibi zor bir amaca yönelmektir. Ezilen insanlardan yana görünüp onlara kuklalar gibi bakmak değildir. Bir dava için haklı haksız acı çekenlere tanrısal bir hoşgörüyle bakıp onlara küçümseyerek acımak hiç değildir. Hele bu lafları durmadan ederek, bir yandan da insanın gözüne baka baka yalan söylemek değildir. Romanın temel sorunu “moral”(“ahlak” gibi, ama daha geniş kapsamlı bir söz) bir sorundur. Bizim romanımız başlangıçta ve bir süre bunu sezmiştir: “Moral” sorun aslında bir felsefe, kültür, sosyoloji, psikoloji sorunu olduğundan-gene Kemal Tahir’in deyimiyle- romancı kendisinin felsefecisi, sosyoloğu, psikoloğu olmak zorunda kalmıştır. Ama bugün-şükürler olsun- bu zorluklar ortadan kalkmıştır; çünkü sözünü ettiğim sorunlar artık yok sayılmaktadır. Romanımızın bugünkü temel sorunu bu temel sorunlar inkarıdır. Bu aşama hepimize kutlu olsun.”

OĞUZ ATAY- GÜNLÜK

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s