bilemiyorum kudret

“kanada’ya sevgiler kudret. okuyucuyu sabrından öpüyorum. kendimi de öpüyorum gerçi, sabırları tüketmediğim için yazarken. amerika’yı da beğeniyorum tabi, performansını azımsamıyorum ama bir brezilya olmadığını da söylemeliyim. insanın sabrıyla oyun olmaz kudret fakat ben çok oynuyorum bu oyunu. ne kadar ileri gitmeye cesareti var karşımdakinin, test etmeye bayılıyorum. benim ölmeye cesaretim var, senin öldürmeye cesaretin var mı, işte asıl mesele bu, olmak ya da olmamak değil diyorum. yo yo, küfür ve hakaretle olmaz, ben kimseyi şikayet etmem bana hakaret ya da küfür etti diye. hıı evet, anama bacıma da sövebilirler, problem değil, küfür ile hakareti suç olarak tanımlamadım öz benlik yasamda. asıl cesaret öldürmekte. olsan ne olmasan ne, öldüremedikten sonra. zira öldürmek eylemi, kamu adına soruşturulup cumhuriyet savcısı tarafından, kamu adına kovuşturuluyor cumhuriyet hakimi tarafından, ötekilerin yasası gereği. hayır anlamıyorum, savcı niye cumhuriyet savcısı da hakim niye cumhuriyet hakimi değil. haklısın kudret, hakim bağımsızdır, savcı bağımlı. misal, bir savcı aşırı doz cumhuriyetten ölebilir ama hakim ölmez çünkü bağımlı değil cumhurun hiçbir çeşidine. elbette saçmalıyorum kudret, bu sitenin değeri bu. işte öldürülme eylemimden dolayı şikayetçi olmayı düşünmüyorum esasen ben. savcı da ne yaparsa yapsın kendi yasasına göre. hakim zaten ağır tahrik indirimi uygulayacaktır, varoluşu ağır tahrik unsuruymuş bunun diyerek. doğru söylüyorsun kudret, ben kimim ki varlığım tahrik etsin milleti! hayır, asıl sen kimsin! bazen, sokakta yürürken kudret, insanların beni görmediklerine kanaat getirdiğim oluyor; hiç yol vermemeleri ve sürekli çarpmaları başka türlü açıklanamaz diyorum ve kendimi suçluyorum görünür olmadığımdan dolayı. bana çarptıkları ve geçiş üstünlüğümü gasp ettikleri için özür diliyorum hepsinden. sorun değil, gene çarpar, gene gasp ederiz diyorlar. sonra, dosya kapsamındaki başka delillerle birlikte değerlendiriyorum maddi vakıayı ve geçiyor görünmez olduğum düşüncem. insanlar diyorum, katıksız saygısızlar. bencilliğin bokunu çıkarmışlar. düşüncemi karşıdan karşıya geçiriyorum kırmızı ışıkta. bir taktik geliştirdim bu konuda; ışıkları izliyorum beklerken ve sarı ışık yandığında atlıyorum yola, kalabalıkta ezilmemek için. birbiriyle konuştuğu, akıllı telefonunu beslediği ya da etrafı izlediği için araçların durmasını yürümesine itenek yapmış olan insanların, yaklaşık üç adım ilerisine geçip sıyırıyorum bünyemi bu şuursuz kalabalıktan. çapraza yönelmeye özen gösteriyorum özel olarak. lan diyorum içimden, lan ne kadar çok konuşuyorsunuz, ışıklarda bari susun! pres makinesi gibiler kudret fakat şuursuz; makinenin içgüdüsü bile şuurludur zira. -mı ki acaba? bilemiyorum kudret. kimi seviyorsan, odur hapis hanen diyorum. yazmaya değil, yazdırana muhtaçsın ve bu muhtaçlık mahkumiyet hükmündedir. sevdiğin aslında sensin fakat çelloyu, tabloyu, pabloyu seviyorum diye dolanıyorsun ortalıkta. sevdiğin olan seni sevme biçimin sorunlu olmasa, bana da iyi davranacaksın bu cihetle. sevgiyi dışbükey mi yansıtmak yoksa içbükey mi yansıtmak gereklidir, bunu da bilmiyorum kudret. ne fizik biliyorum ne de aynaları seviyorum. benden dolayı sevdiğimin sevme biçimini yargılıyorum kudret, uluslararası öz benlik mahkememde ve kuruyorum hükmümü kurduğumda kesin, dünya milleti adına: ey sevdiğim diyorum, sen önce seni sev, beni gene seversin!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s