solucan deliği

“…sadakatin angutluk sayıldığı bir devire doğmak elbette bizim suçumuz değildi kudret. fakat sadakati yanlış öğretmek sizin suçunuzdu; yanlış öğrenmek de bizim suçumuz… dikkat edersen, biz sonraki suçluyuz; bozuk yazıyı düzeltmek, baştan yazmaktan daha zordur. soru sormayı öğretmeden cevaplar verdiniz bize kudret. soru sormayı akıl edebilmemiz için yarım ömür tüketmemiz gerekti. heba oldu tek kullanımlık ömrü beyin hücrelerimizin. bir delik bulsam işte, solucan deliği… gideceğim 1999 yılına ve dikileceğim kendimin yirmi ikinci yaşının karşısına ve diyeceğim -selam, tanışalım mı? cevap vermesin kendim bana kudret, sadece dinlesin. çünkü soru sormamak değildi vakit kaybettiren, kodlanmış cevaplardı. genetik mutasyona uğramış kanserli cevapların bünyeye girişine izin vermekti cinayet aleti. sorusu olmayan tüm cevaplar katildi. ömrüme soktuğum fuzuli insanların tümüne ayırdığım vaktin toplamını ayıracağım kudret 1999 yılındaki kendime hiç beklentisiz: onlara değil bana yapacağım terapiyi hiç cevapsız, her şeyi kuşkuya düşürerek. içimi göstereceğim bana, didaktik olmayan bir biçimde tam karşıdan, pornografik bir ayna gibi; ruhumu nü çizeceğim sansürsüz. cinayet mahalline geri dönmek hakkım var kudret bir katil olarak; nasıl öldüğümü araştıracağım. öldürdüğümden emin olacağım. the grass was greener kudret, the grass was greener. sadakat, demek değildir sahip olmak, sahip olunmak. sadakat, demektir kalbi bağlılık, bedensel hürriyet, ruhsal salıvermişlik/salıverilmişlik. ruhların tahliye olunmuşluğuna inanmaktır sadakate inanmak; şartsız tahliye olmuşluğuna. bu kadar yanlış cevabın yüklendiği bir ruh nasıl ibra olsun kötülükten kudret? nasıl bulsun katliamın karanlık tarafını? tanrılar yanlış yapıyor. ben tanrı olsaydım şayet, tüm tanrıları öldürmekle başlardım yaratmaya kudret, kendim dahil! bu bakımdan zordur sadakat. zordur, sadakati doğru yorumlayabilecek bir ruha bedeni eriştirmek. ki, o erişmişlik bile defektlidir. tanrısal defektlidir! beni yargılamayacak bir tasavvufa ihtiyacım var ey tanrı, en çok seni yargılayacak, yargılatacak. didaktik biçimde öldürdünüz bizi kudret. yine mi ölüm dedim? her şey ölüme bağlanıyor çünkü didaktik biçimde. mutlu son da demiştim örneğin; mutlu son bitişle özdeş, tükenişe eştir demiştim. mutlu sonun en sarsıcı kısmı tükeniş kısmıdır, yığılır kalırsın. ölüm içerdiğinden, fark edilir. görüyorsun işte, mutlu son bile ölüme çıkıyor, ölüm ile mana buluyor. öldüğünden haberdar olacağını bildiğin için, sana öldüğünü daha yaşarken fark ettirecek, seni ölüme alıştıracak birine ihtiyaç duymasaydın doğurur muydun kudret örneğin? genetiğini aktarır mıydın alt soyuna, bunca defektine rağmen? en kompleks varlık bile içgüdüye yenik düşüyor kudret. taşın içgüdüsü dağılmayı emreder. boşuna koruyorlar tarihi yapıları, hepsi yıkılacak. sonu olmayan mutluluk manasızdır ve görülmez; ölümden ari tutulmaya çalışıldığından ve bütün mutlu sonlar mutludur ölüme kavuştuğundan. mutluluğun resmi ölüm içerir kudret. her şey yanlış tanımlattırılmış. karikatürist olsaydım örneğin, gülerdin mutlu sonu ölümlü çizdiğimde. fakat resimsiz çizdiğimde tabloyu, gülmüyorsun. resimsiz çizgi, okuyanın hayal gücünün resim edebilme kaabiliyetine ihtiyaç duyar çünkü. kendimi ifade ediş tarzım, senin hayal gücünün çerçevesiyle sınırlandı işte. çabalıyorum kudret, didaktik olmamaya çalışıyorum. kendimi tanımlamıyorum. insana otuz yıl ömür biçilmiş, gerisi unutuş… unutmak geni yüklenmese imiş işte insan beynine, içgüdüsüne ihaneti bitirirmiş sülalesini. içgüdüne esirsin kudret! neyse, nerede kalmıştık biz üçümüz: sen, ben ve ben? şu kelimelerin çizdiği tabloyu kudret, senin hayal gücün oluşturabilir ancak, benimki değil. her harf-kelime demiyorum bak-, her harf bir fırça darbesi… fakat o harflerden birinin bile manasını bilmezsen eksik oluşur tablo ve o eksik tablo senin tablon olur, benim çizdiğim resimde eksik harf olmadığından. ben bir zürafa çizmiyorum kudret, hak vermelisin bana. sabit dizilime rağmen kurbağa kılıklı insan yaratan tanrılar var sonuçta. yarattığı geni kontrol edemeyen tanrılar var kudret! senin depresyon dediğine ben edebiyat diyorum ayrıca. her yazımda kendimi öldürmem, alıyor beni toplum denilen kanlı katilin ipinden. yazarak günah çıkartıyorum önümdeki bir haftayı daha cesetsiz bitirmek için; namazın da papazın da işe yaramadığı ve ırkımızı azdırdığı ortada. kendini öldürecek kadar güçlenmiş isen kudret, bir ötekini de öldürmüyorsun. kendini öldürebilenin sıradaki maktulü tanrıdır çünkü, daha azı değil!…”

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s