Tükürük

Şişhane’den Kasımpaşa’ya doğru yürüyordum her zamanki yürüyüşümle: Başım önde, betonu izleyerek! Hayır, betonu değil, adımlarımın önüne çıkanları izleyerek. Bazen toprak da düşerdi ayaklarımın ucuna, çimenler düşerdi. Ama ekseriyetle balgamlı tükürük! Tenhada sıklığı artan bu insan çıkartılarını izlemek değildi merakım evet; ama yeri izleyerek yürürdüm hep. Göğü izleyerek yürürken düşünemezdim. Yerde insan ve kuş izleri, gökte kuş ve insan izleri… Bir uçak geçti gökten, burnu daha yukarda. Düşünemezsem yürüyemezdim. Hayır hayır, yürümeden de düşünebilirdim ama düşünmeden yürümeyi beceremezdim. İnsan, yürüse de fazla uzaklaşamaz düşüncelerinden. Excuse me dedi biri. Başımı kaldırıp baktım, elinde harita olan bir turist Sultanahmet’i gösteriyordu haritadan. Soruyu anladım, cevaba yoğunlaşmaya çalıştım one secondla. Gülümsedi turist, İngilizce’yi kötü bilmeni mazur görüyorum gülümsemesiyle. Önce otobüs durağını gösterdim elimle, Liman’ın dibindeki küçük parkın üst tarafındaki otobüs durağını… Sonra vaz geçtim bir just a minutele, hem Sultanahmet’e bu yoldan kendimi de götürmeyeceğimden, hem de bu yolu tarif etmeyi İngilizce başaramayacağımdan. Evet, artmıştı süre talebim. Galata Kulesi’ni gösterdim you know Galata Tower diyerek, biliyormuş. You walk until Galata Tower and then you will see… Çok akıcı, berbat ve cahil bir İngilizce bu. Iımmh, road, you will see illa ki, downu da göreceksin eminim… Ellerimle harita çizerek anlatıyorum mutlaka. Aslında anlatamıyorum, görüyorsun! You must walk down arkanı Galata Kulesi’ne döndükten sonra. Go down. Then, you will see the train on railway, get in g.tün g.tün bu yöne gidene. Sonrası easy! Turist kocaman gülümsedi thank you eşliğinde; anlamış görünüyordu. Ben ise güldüm tam da komikliğime. Tükürür gibi güldüm! Ters yönlere doğru yürüdük. Yorulmuşum anlatamamaktan. Kalmadığım yerden devam ettim düşünmeye. Hem dinlenirdim böylece. Yere baktım. Düşüncelerimin nerede kaldığını bulmaya çalıştım. Bulamadım. Bir öbek balgamlı tükürük çarptı gözüme. İnsan göğe bakarak yürüse dedim, bu pislikleri de görmezdi aslında. Kuşları görürdü; kuşları görüp kuşlu şiir yazardı. Ama o zaman da düşünemezdi. Dil bilmemenin utancından epey uzaklaşmıştım. Yerdeki insan ve kuş izlerini izleyerek yürümeye devam ettim. Martılar çığlık attı. Deniz çok uzakta olamazdı. Tükürür gibi güldüm. Hayat çok uzakta olamazdı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s