Sosis

Karşılıklı paylaşım, fotoğraf ve durum güncellemesi beğenmelerinin rutin bir şekilde devam ettiğinin gözlenmesi üzerine, iki facebook profili arasında aşk kıvılcımlarının çakım çakım çaktığı ve tarafların yine bu hareketlerinin, birbirlerine karşı çok yükseldiklerini gösterdiği gözlenmekle birlikte; bu aşkın kaç sevişmelik ömrünün olacağı merakla izlenmektedir. Hayır, izlenemeyecek kaç kez seviştikleri, facebook üzerinden naklen sevişme yayınlama modası başlamamış bulunduğundan! Öööff, ben bile sıkıldım bu aşktan. Zaytung haberi yazma denemesi yaptım.

Gerçeğe dönersek… Az önce dışarı çıktım çamaşır makinesi deterjanı almak için. Papatyalı boş arsada kapkara bir köpekle burun buruna geldik; birbirimizi yokladık “tehlikeli bir karşılaşma mı bu?” diye; sezgilerimiz bizi ferahlatınca köpeğin yanından geçip gitmek istedim. Sokak köpeklerini besleme alışkanlığım vardır, ancak aşırı titiz biri olduğumdan pek dokunamam onlara. Ama adını Kara, soy adını Köpek koyduğum arkadaş, sokak canlılarına dokunamama huyumu bilmediğinden olsa gerek, bacaklarıma sürtünerek, ön patileriyle üstüme atlayarak yanından geçip gitmemi engelledi. Yürümeye çalıştığımda başını ayakkabılarımın üstüne koyup yattı önüme ve esir aldı beni. Sevilmek istiyordu belli ki… Çünkü yaratıkların canlı kısmının insan türüne ait bir makine tarafından sevilmeye alıştırılmıştı sonrası hesap edilmeden. Bu, hem hareketlerinden hem de boynundaki tasmadan anlaşılıyordu; tasmanın makineye bağlı ucu, maddi kıymetinden dolayı alıkonulmuştu demek ki! Başını, kulaklarının çevresini, çenesinin altını okşadım ayaklarımın üstüne yattığında; okşandıkça mayıştı tabi-insan da öyle değil midir misal? okşandıkça mayışmaz mı?-, bu halini fırsat bilip gitmeye yeltendim, hemen ayaklanıp yine üstüme atladı: dişlerini de göstererek “gitme!” diyordu Kara, “gitme sev beni.” diyordu-kendimizi adlarımızla takdim edemedik birbirimize doğal olarak; ben ona “Kara Köpek” adını koydum, o da arkadaşlarına anlatırken bu mevzuyu, benim adıma “Kara İnsan” diyecektir muhtemelen, en az onun kadar kara olduğumdan-. Dişlerini gösterdiğinde trip manasında, “ısırmak yok!” dedim çenesini avuçlayıp, sakinleşti. 15-20 dakika oynaştık böyle Kara’yla ama yorgundum ve eve dönmek istiyordum. Tasmasından ve epeyce tozlanmış tüylerinden, Allah’ın bir insanı tarafından sokağa atılmasının üzerinden çok zaman geçmiş olduğunu düşünüp “hadi,” dedim, “düş peşime, sana yiyecek bir şeyler alalım marketten.”… Zar zor ikna oldu ve takıldı peşime… Marketin yan tarafında oturan 3 market personelini görünce duraksayıp oturdu olduğu yere. İnsan türüne güveni zayıflamış çünkü, temkinli yaklaşıyor önce… İçimden bir ses, “sen marketten çıkana kadar bekleyecek Kara seni.” dedi… Markete girdim. Deterjanı alıp kasiyere yaklaştım ve “burada köpek yiyeceği var mı?” dedim. Kasiyer “yok.” dedi. “Peki” dedim, “köpekler sosis yer mi?”. “Evet yer.” dedi. Sosis reyonuna gidip bir paket de sosis aldım ve çıktım marketten. Bıraktığım yerde yoktu Kara Köpek, üzüldüm; papatyalı arsada da göremeyince kendisini, “tamam,” dedim, “inanmamış geri döneceğime ve gitmiş!”… Arsanın duvarını geçip oturduğum apartmanın girişine doğru yönelmiştim ki, apartmanın merdivenlerinin tarafından koşarak yanıma geldi, beni evimde beklemiş eşşek! Yan taraftaki müstakil ve gecekondumsu evin dikenli telden duvarının telleriyle yırttım sosis poşetini, nasıl sevindi… Yanılmamıştım. Yalnızca ruhu değilmiş aç olan… Sosisleriyle baş başa bıraktım Kara’yı ve eve girip çamaşır makinesini çalıştırdım.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s